23.9.2018 : 23:48 : +0200

Alevi Edebiyatı Halk Edebiyatıdır

Alevi Edebiyatı Halk Edebiyatıdır

Bin yıl şeriat yanlılarının oluşturdukları iktidarların hakim olduğu topraklarda, bir örste dövülen Alevi kızılbaş kültürü, 7. Yüzyıl köleci – tüccar – talancı Arap toplumunun degerlerinin ‘’ Tanrı sözü ‘’ olduğunu öne sürdükleri kültürlerinin içine Alevi kızılbaşlar hapis olmadı.

Dortmund Alevi Kültür Merkezinin düzenledigi  13 – 15  Kasım Alevi Kültür günleri  etkinliklerine Sayın Mehmet Bayrak, Ozan Emekçi, Pir Sultan Müzikalını yazıp yöneten Haydar Selçuk’la birlikte davetliydik.   Alevi geleneklerine yakışır bir ev sahipligi yapan degerli yöneticileri kutlarım. Bütün görevliler katılımcıları ve misafir dinleyicileri en iyi şekilde ağırlamak ve bilgilendirmeyi zevkle yapiyorlardı. Yol TV görevlileri bu etkinlikte proğramın tümünü canlı yayınlamak için büyük gayret sarf etiler.     

 

Gelecek kuşakların ve Avrupada yetişen gençligin Müzik ve Edebiyatımızı sevmesi ve sahiplenmesi, Alevi inanç ve İbadetinin asimile olmasının önünü kesmek için, bu tür kültür günlerinin her AKM de imkanların el verdigi sürece tekrarlanmasında büyük yarar vardır. Alevi gençleri, alevi tarhini belki anne ve babalardan , yani aileden eksik ögreniyorsa, bunun tamamlayıcısı Alevi Kültür merkezleri olmalıdır.

 

Resmi İdeoloji, Selçukludan, Osmanlıya ve günümüze kadarki Cumhhuriyet hükümetleri dahil, inanç tarihlerini şiirle yazan eli kalem tutan Alevi ozanların 13. Yüzyıl ile 20. Yüzyıl gibi uzun bir zaman bölümünde üretikleri ilahi, nefes, deme, miraçlama,  taşlama, ağıt, deyiş, mani, gibi yapıtlarını, seslerini sözlerini  yalnız baskı ve karalamalarla degil, yakmış, yazdırmamış, yok etirmiştır.

 

Alevi Kızılbaş Edebiyatının Temel harcını oluşturan şiir ve deyişlerdır.

 

Kültür ve Uygarlıkların gerçek yaratıcı ve yapıcıları, Nitelikli, kişilik sahibi,disiplinli, geniş ufuklu, üretici, akıllı ve çalışkan insanlardır.

 

Bir insanın bu özelikleri edinebilmesi bazı egitici ve kültürel disiplinlerden ve yollardan geçmesi lazım.

 

Bin yıl şeriat yanlılarının oluşturdukları iktidarların hakim olduğu topraklarda, bir örste dövülen Alevi kızılbaş kültürü, 7. Yüzyıl köleci – tüccar – talancı Arap toplumunun degerlerinin ‘’ Tanrı sözü ‘’ olduğunu öne sürdükleri kültürlerinin içine Alevi kızılbaşlar hapis olmadı. 

 

Alevi halk edebiyatında ve kültüründe yoz ve yobazlığa yer yoktur.

 

Kızılbaş edebiyatında güneşe, aya, yıldızlara yol vardır, ota,kuşa, dağa,  taşa baka baka yol alınır, yanan kösegiyi dikip yeşillendırır ve meyvesini yemişini toplayıp baş göz üstünde tutuğu insana sunar.

 

Bizim şiir ve deyişlerimizin mani ve mersiyelerimizin kökleri, yaşadığımız toprağın derinliklerinde , tarihin akışi içerisinde saklıdır.

 

Şiir ve deyişlere dış kaynakların, başka kültürlerin tesiri olsada,

 

Asıl olan onun kendisine ait olan öz kimligini sürdürmesidir.

 

Şiir;  onu yaratan kültürün , sosyal ortamın damgasını taşır.

 

Beslendigi ana kaynağın izlerini taşır ve varlığını böyle sürdürür.

 

Gönül gel seninle muhabbet edelim

 

Hiç kimseyi alma araya gönül

 

Ya benim kimim var kime yalvarayim

 

Kaldır kalbindeki karayi gönül                 (Derviş Ali )

 

Borçlu olduğu topluluğun, veya Ulusun kimligini, kişiligini böyle satırlara ve sözlere gizleyerek yansıtır.

 

Alevi kızılbaşlar bin yıllardan beri ellerinde olmadan, itici güçler sayesinde  

 

Bir yel gibi, nice uygarlıkların hüküm sürdügü diyarlardan, deli bir ırmak gibi Anadoluya gelmişler.

 

Çeşitli çalkantılardan sonra Anadoluyu yurt edinmişler.

 

Anadoluda oluşturulan bu yeni kültürün içinde,

 

Gelenek ve görenekleri, toreleri en bağımsız bir şekilde Anadolu Alevi kızılbaşlarında görürüz.

 

Yunus’tan, günümüzün ozanlarına kadar gerek halk deyimleri olsun , gerek tasavvuf deyimleri olsun,

 

Temel kavramların kökeni ta ilk çağ anadolu inançlarına dayanır.

 

Alevi Kızılbaş şiir ve deyişlerini üreten ozanlar;

 

 aynı zamanda, kendilerinden önceki Uygarlık’ların güzel degerlerininde taşıyıcıları olmuşlar.

 

Gökten inen dört kitabı

 

Günde bir kez okur isen

 

Vallah didar görmeyesin

 

Sevmez isen dervişleri          ( Yunus)

 

İnsanın tek başına kültür üretigi bir gerçek.

 

Yine insan tek veya toplu kültür ve uygarlık yaratığıda bir gerçek.

 

İnsan oğlu hiç durmaz ve yorulmaz, usanmaz hep üretir.

 

İşte Alevilerin Anadolu Halk Edebiyatındaki en büyük kültür degerleri

 

Üretikleri  şiir ve deyişlerdir. 

 

Selçuklu ve Osmanlı döneminde Divan şairleri kendi kendini bilme ve anlama bilincinden yoksundular.

 

Divan şairleri sorumsuzdur.

 

Kokusu, dokusu, oyası, degişiktır, özü yok kadar azdır.

 

Yaratıcılıktan çok uzaktadırlar, sarayın ve Sultanların tutsağıdırlar.

 

Oysa Alevi bektaşi şiir ve deyişleri öyle degildır.

 

Kendi acısı içerisinde kıvranır

 

Acı ile yatar acı ile kalkar

 

Umudu, sevinci, sevgiyi, yaşama ışığı yapmıştır.

 

Dili halkın dilidır,

 

Alevi ozanı şairi, arada sırada yanlış dile egilsede, onu bile degiştırır, gülünç kalıplara sokar.

 

Alevi ozanı söyledigi gibi yaşar, yaşadığını söyler. İki yüzlü yalancı ve kör degildır.

 

Yüreginde kopanları bir bütünlük içinde dile getirirler

 

‘’Sedayı aşkı cemalin göreli

 

Rüzgarlar gibi kendimi kayalara çarptım

 

Ateşler gibi yandım kül oldum, yittim

 

Sular gibi yüzümü taşlara çaldım, sürüdüm

 

Yerler gibi inim inim inledim’’            ( Aşık Süleyman Alıcı )

 

Anadoluyu kültür yönünde ayakta tutanlar, temsil edenler hep bunlardır.

 

Alevi kızılbaş şiir ve deyişi, her kesi, her şeyi insanlaştırmaya çalışır.

 

Anadolu şiiri ve düşüncesi beli bir dönemden sonra islam görüşünün etkisinde kalmıştır.

 

Bu etki altında en az kalan Alevi bektaşi kültürü ve şiiri olmuştur. 13. Yüzyıldan günümüze dek bu böyle olmuştur.

 

Hacı Bektaş, Seyid Ali Sultan, Yunus, said Emre, Abdal Musa, kaygusuz Abdal, İmadedin nesimi, Berak baba, ile ozan olmayan Şeyh Bedrettin

 

Bunlar Alevi bektaşi edebiyatının içerik ve yapısına  ışık tutmuşlar, temel harcını koymuşlar.

 

Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam

 

Gehveri-i lameken benem, kevn u mekana sığmazam.      ( S. Nesimi )

 

!5. yüzyıllın sonları ve 16. Yüzyılın başlarından itibaren temeli daha önceleri atılan bu kültür ve edebiyat binasının burçlarını yükselten ozanlar.

 

Fuzuli, hatayi, Pir Sultan, Kul Himmet, Virani, Yemini, Balım Sultan, Kul Hüsyin, gibi ozanlar Tasavvuf felsefesini şiir ve deyişlerinde eriterek bala,

 

İyilik ve dostluk, doğruluk Hak Muhammed Ali – On iki İmam’lara olan sevgiyi muhabbet denizine dönüştürmüşler.

 

Sana derim sana divane aşık

 

Sen kıble arasın kıble sendedir

 

Mevlam cemelini yaratmış nurdan

 

Din iman ararsan iman sendedir       (kul Hüseyin)

 

 17. ve 18. Yüz yılda

 

Kazak Abdal , Teslim Abdal, Kul nesimi, ve 60 tan fazla ozan vardır ve bunlar kültür ve edebiyatımızi besliyen, kurumuyan pınarlar gibidır. Ve bunların üretigi şiirler bağımsız kitaplar halinde yayınlanmıştır.  

 

Alevi Bektaşi şiirinde esaslı temalardan birisi Vahdet’tir Birliktır.

 

Her yerde,  her şeyde tanriyı görerek onda birleşmeyi, onda bütünleşmeyi zorunlu saymışlar.

 

Bu görüş ve düşünceleri dinsel giysilerden sıyırdığımız zaman karşımızda yalnız insan sevgisi ve birligi, beraberligi, dostluğu kalır.

 

Derte, tasada, yazgıda, kıvançta ortak olmayı yakınlaşmayı ögütliyen şiir ve deyişler köklü halk edebiyatımızın mihenk taşlarıdır.

 

Bu od su ile toprak

 

Libasın çıkarub döküp

 

Anın vahdet deryesına

 

Girip boylayasım  gelur      (eşrefoğlu )

 

İşte inanç tarihlerini şiirle yazan Alevi kızılbaşlardır.

 

Bunu yazılı bildiri gibi dilden dile, ilden ile ozanlar ve dervişler vasıtasıyla taşıdıkları için, Bizim edebiyatımızın esas özü sözlü yazım olmuştur.

 

 Sözlü yazım insanlık tarihi ile başlar.

 

 İnsan oğlu ilk yarım yamalak konuştuğu sözcükler, tümceler söylenmeye başladığı her yerde sözlü yazımda baş vermeye başlamıştır.

 

Sözlü yazım küçümsenemez. Çünkü ilk yaratıcı kaynak odur.          

 

Düşünce ve duygu çırıl çıplakken, ilk onun sunduğu giysilere örtülere sarınarak dışarı çıkar.

 

Yazılı yazım onu sonradan cenderesine alır. Yazılara şekillere haps eder.

 

Sözlü edebiyat degişkendir, diridır, donuk katı ve sıkıcı degildir. Düşünce ve duyguyu bulunduğu durumdan başka bir durum ve biçime sokabilir, amaç ve gaye  bu durumu karşıya sevdirebilmektir.

 

Sözlü yazım tekrarı çok sever. Saklanması öylece kolaylaşır,saklayıcısını göstermeden düşman onun yerini bulamaz.

 

Bütün halkların öyküsü , bilmedigimiz yönleri ve nitelikleri hep sözlü yazımda gizlidır. Sözlü yazımın tarihi yazılmamıştır.

 

Söylenceler,  masallar, destanlar, dualar, büyüler, ve yaşamı düzenleyen deneyim ve birikime dayalı sözler, deyişler, anlatılar,şiirler sözlü yazımı oluşturur.

 

Bunun yegane yaratıcısı halktır. Ondan ötürü’de halk edebiyatı diyoruz.

 

Alevi toplumunda yüz yıllardan beri, sözlü yazım yetenegi yüksek ve nitelikli düzeyde olduğunu övünerek söyleyebiliriz.

 

Göçebe hayatı yaşiyan, devamlı baskı ve horlamalara maruz kalan bu toplum elbeteki sözlü yazıma daha çok önem vermişlerdir.

 

En nitelikli ve olgun yapıtları sözlü yazımla vermişlerdır.

 

‘’Kim o güzelim yüzünü gördüyse, gerçekte  O’nu gördü;

 

Mutlak güzellik zuhur etti, fakat insan şekliyle yüzünü örttü’’     (Barak Baba) 

 

 Alevi Ulularının ve kadim dervişlerinin üretikleri degerli yapıtlar, bazı özel cönk defterleri hariç yüzlerce yıl kalem ve divid görmemiştır.

 

Alevilerde sözlü yazımın kalem ve kağıda dökülmesinin Şah Hatayi ile olduğunu söyliyenlerin tezleri oldukça kuvetlidır.

 

Hallaçtan, Nesimiden, daha düne kadar hep takip ve horlanan bu yüce inancın dervişleri , sazları abanın altına, sözleri yüregin tandırında sakliyarak getirmişler.

 

Yaşadığımız ülkede ilk defa 1927 yılında Besim Atalay Alevi Bektaşi edebiyatı kitabını eski yazıyla yayınlamıştır.

 

Sadetin Nüzhet Ergun 1932 de başlayıp 1957 lere kadar isimleri degişik Alevi Bektaşi Nefesleri kitabı, Abdulbaki Gölpınarlı’nın  1963 yılında yayınladığı Alevi bektaşi Nefesleri kitabını görebiliyoruz.

 

Bu tarihlerden önce, Anadolu topraklarında mayalanmış bu inancın ozan ve aşıklarının yaratığı sözlü söylemleri ve ürünleri yazılı hale getirenlere  raslamak mümkün degil.

 

Çünkü çok geniş ve çok uzun geçmiş bir alana kum taneleri gibi serpildigini biliyoruz. İlgisizlik ve dağınıklıktan bir çok degerli eserin yok olup gitigini biliyoruz. Gereiye kalanlarında gizlendigini, onları taşiyan dinamiklerin yorulduğunu ipin ucunu bıraktığını görüyoruz.     

 

Yüzlerce yıl süren baskıcı takip ve horlamalar Alevi Kızılbaş inancından olan büyük bir halk topluluğunun yaşadığı ve dilini günümüze kadar konuştuğu inançların sığınak kalesi olan Dersim havalisinden kürtçe deyiş, dua ve gülbenklerin  yazılı metinlerine raslamak mümkün degil. Oysa halen günümüze kadar o dağların yamacındaki dervişler kendi dillerinde dua ediyorlar.

 

Alevi Bektaşi şiir ve deyişlerinde bir güzellik sisi ile kaplı derinlik var. Kendi sesizligi içinde çağıldar. Işığını, ateşini, anlamını bağırarak saçmaya, yaymaya çalışır. Her ulusun, toplumun şiirinde az yada çok dinsel örnekler bulmak, aşama ve dönemler sezinlemek her zaman mümkündür.

 

Alevi bektaşi şiirinde alay, laubalilik yoktur. Aşk ve heyacan,  edep erkan içerisinde irfana bürünmüş bir şekilde yürür.

 

Bundan dolayıdırki Anadolu Alevi kızılbaşlari, çığlıklar ve sızlamalar zinciri olan ve inanç ürünlerini saklıyan şiirlerini günümüze kadar gözü gibi korumayı bilmişler. Şiirsel düşünmek en zor en soylu en güzel düşünme biçimidır. Alevi kızılbaş ozanları 900 yıldan beri bu yol ve yöntemi seçerek, şiirsel düşünmüşler, öyle söylemişler, yorulmadan yakınmadan yüzyılların içerisinde ateşte eriyen demir gibi akıp durmuşlar.

 

Alevi Bektaşi ozanları hiç bir dönemde karamsar ve umutsuz olmamışlar, ışığın, doğrunun, umudun, izini bulmasını bilmişlerdır.

 

Kuranidır sözümüz

 

Rahmanidır yüzümüz

 

Hakkı görür gözümüz

 

Aldanmayız hayale                       (Mihrabi Baba)           

 

İslam kültürü açısından Alevi bektaşi kültürü tamamen özgür bir nitelik arz eder.

 

İslami kültüre kalın iplerle degil, ince iplerle bağlıdır. Ortak yönleri çok derinden gelse de ta başlangıcından bu yana görünmez bağımsızlığını ilan eder.

 

Yolları ta başta ayrılır, parelellikleri görünüşten ibaretir.

 

Sen seni bilirsen yüzün Hüda’dır diyen,  Hz.Pir Hünkar’dan başliyarak,

 

13. Yüzyıl dan itibaren Yunus’la devam edip, daha bir kaç yıl önce Kızılırmak boylarında toprağa verdigimiz Aşık Veysel Alevi Kızılbaş olduğunu şiir’inde satırlara  gizler.

 

Bir pipom var yamalıklı

 

Palto giyerim alıkli

 

Oğlum kızım hep çarıkli

 

Mes ğiymemiş soyum benim

 

Günümüze kadar şiir ve deyişlerle yaralara merhem olmaya çabaliyan, Alevi inanç ve ibadetinin temel dusturlarından taviz vermeden, Ozan Telli’nin dizelerinde dile getirdigi gibi,

 

Pir Sultanca’ca başı dik

 

Bedreddin’ce alnı ak

 

Nesimi’ce enel-hak

 

Diyen ve kendisinden sonraki kuşaklara degerli şiir mirası bırakan, o ölümsüz yüce ozan ve dervişlere her dem aşkı niyazım var .

 

 

 

 

 

 

Kaynaklar:

 

Aleviligin gizli tarihi                              E. Çınar

 

Şiir’ler Antolojisi                                    İ. Özmen

 

Anadolu Aleviligi – Pir Sultan              İ. Melikoff

 

Alevilik- Kürdoloji-Türkoloji yazıları    M. Bayrak

 

Alevi Bektaşi Nefesleri                          A. Baki Gölpınarlı

 

Bektaşilik ve Edebiyat                           Besim Atalay

 

 

 

 

 

 

        Hasan Kılavuz

 

18 / 11 / 2009 - Hamburg 

 

06.01.2010 15:03 zaman: 9 Jahre

“Bunda kibir ile kin olmaz,

Hem sen olup hem ben olmaz,

Adem öldürsen kan olmaz,

Nefes öldürsen kan olur”


Hatayi