20.8.2014 : 22:25 : +0200

AŞIK HARABİ

Pirinin hüsnü cemalini kıblesi yapan, sevda kadehinden sunulan kızıl meyden içen, izi ırmaklar da bir sel, kırlar da bir yel gibi çabuk geçen;

 

Erenlerin ayak turabı;

Asıl adı Ahmet Edib`tir. 1853 yılında İstanbul`da doğmuş.  Levazim binbaşısı olarak görev yapmıştır. Onyedi yaşında iken Mehmet Ali Hilmi Baba`dan nasip almıştır. Harabi Osmanlı’nın ekonomik sıkıntılarının son derece yoğun olduğu 1. Dünya Savaşı günlerinin bütün zorluklarını yasamış, son yıllarını hastalıklı geçirmiştir.  1917 yılında, İstanbul Fatih`te ki evinde hakka göç etmiştir.
Edip Harabi`nin daha önceki divanında deyiş ve şiirleri müsvette gibi yazılmışsa da, bunu ilk defa yeni yazı olarak 570 sayfalık bir kitap haline dönüştüren  Şevki Koca / Dursun Gümüşoğlu ikilisine, zevkle okunacak okundukça insanı mest eden böylesi değerli bir eseri büyük uğraşılarla okuyuculara sundukları için. Kendilerine teşekkür ederim.
Edip Harabi gördüğü eğitimden dolayı dilini çok iyi kullanan bir derviştir. Hazır cevaplığı ve kendisinden istenildimi, o anda konuşulan konu ile ilgili derhal daha önceden yazmış gibi konuşup şiir okuması, çok sevilen taktir edilen bir kişilik ve şahsiyettir.
Harabi yaşadığı dönemin en çalkantılı sosyal ve siyasal durumunu bilen biridir. Oldukça sıkıntılar yaşamıştır. Ne yazık ki bu değerli derviş en büyük sıkıntılardan birinide, kendisini kıskanıp dergahlara sokulmasını engelliyen o zamanın İstanbul dergah babalarından çekmiştir. Onun kaleme aldığı nefesleri, yalnız Türkiye’de değil, ülkemizin sınırlarının ötesine,  arnavutça ve rumca söylenen nefesleri vardır. Bulgaristan`da ki dergahlarda ondan övgüyle bahsedilir.
Her zaman olduğu gibi onun döneminde de, Alevi Bektaşilere saldırı ve hakaretler olmuştur. Kendini bilmez şeriatın müftü ve kadılarına cevap veren onun İsrafil`in surundan armağan kalan avazıdır. „İtikatli gönüllerin  gücü aşıkların gıdasıdır“ diyen Harabi; Dergahlarda ki hizmeti ve edebi yöndeki coşkun söylevleri ile sayısız şiirler ve deyişler yazmıştır. Alevi ozanlarının ve zakirlerinın dilinden düşmiyen yüzlerce söz ve deyişini armağan olarak bırakmıştır. Aleviler onun yaratıcılık ve üretken yönünüde görmemezlikten gelmediler.  Bu inancın itikatlı yol erenleri ona olan vefa borcunun karşılığı olarak  kendi ulularına giydirdiği dervişlik hırkasını giydirmişler..
Edib Harabi’nin gönlü berrak su gibi hoştur. İtikat çırasını söndürmiyen bu derviş, gam çekmiştir ama ses çıkarmamıştır. Sabırla derde derman aramıştır. Arzuları çiğnemiş, nefsi öldürerek en büyük kurban budur buyurmuştur.
Dilinin terbiyesini en büyük ibadet kabul eden Harabi, destur ile ders aldığı dergahta ki dervişine hitab ederken „Kaşları cemali aşıkların kıblesi olan yüce Pirim: kendimi bütün sıfatlardan soydum, senin muhabbet denizinde yüzüp boğulayım“ diyerek hem engin birikimini ve hem de ne denli gönülden bağlı, yüzünün turab olduğunu belirtiyor. 
1930 yılında yazılan ve Maarif Vekaleti tarafından basılan, metinlerle Türk Edebiyati Tarihi adlı Lise 3. sınıf ders kitabında okutulan
Ak üzre karadan sorma ey zâhid
Biz Hak`tan ders aldık zorlu âlimiz
Cahilsin, mufsîd`sin Allah`da şâhit
Hükmümüz doğrudur âdil hakîmiz
Daha sonraları uygulanan tek yanlı politikalarla yukarıda yazılan dörtlükler gibi, onlarca değerli nefeslerin hiç biri okutulmadığı ve  ders müfredat proğramlarından tamamen çıkarıldığı görülmüştür.
Edip Harabi’nin şiirleri ince bir elekten geçirilip okunduğunda, görülüyor ki kendisinden önce yaşamış nice alevi-bektaşi ozanlarından ilham alarak, deyişlerini bir heykeltraş gibi çok özenle şeriat kalıplarından yontarak ayıklamış. Bu şiir ve deyişlere bir kilim dokuyucusu gibi ince ilmiklerle alevi inanç ve ibadetini, Yunus`un her varlıkta gördüğü sevgi ve birlik duygusunu, yerine göre Seyid Nesimi`nin sertliğini, softa dincileri alaya alan Kaygusuz`un hiciv`ini, Bütün baskılara ve yıldırmalara karşı Pir Sultan’ın cesaretini terk etmeyip, satırlarına işliyerek deyişlerini üretmiştir.
Edip Harabi genç yaşta Şahkulu Sultan Dergahı Postnişini ( Mehmet  Ali Hilmi Dede Baba’dan ) Alevi Bektaşi intisabı görmüştür. Bu alandaki uzun hizmetlerinden sonra, pirevi postnişini Türbedar Mehmet Baba`dan ve Çamlıca dergahı postnişini Hafız Nuri Baba`nın rehberliğinde  Babalık icazetnamesini alıyor.
Alevi inanç ve ibadeti tamamen insan sevgisini ön planda tutarken, İnasan`ın  yüzü turap olmalıdır buyururken, bu deyimi kavramıyanlarda  çıkmıştır.
Ne yazık ki o dönem Şahkulu postnişini olan Yalvaçlı Topal Tevfik Baba; Harabi’nın aldığı icazetnameyi tanımıyor ve itiraz ediyor.
Bununla da kalmayıp çevresinde ki bir çok dergaha Harabi’nin girmesini engelleyici söylevler de bulunuyor. Bu anti propaganda oldukça yayılıyor. O günlerde ki bu duruma Harabi Nesimi sertliğinde beş kıtalık bir şiir ( Nefes ) yazıyor. Son dörtlük şöyledir.
Hilmi’ye peyrev olmak
Saddak mıdır Harabi
Hiç sahsuvari takıp
Mümkün müdür topal`e
(  Anlamı: Hilmi Dede Baba gibi dolu dizgin at süren birinın ardından, postnişin olarak bir topalı oturtmak doğru mudur?)
Edip Harabi dedikoduların fazla yayilmasını önlemek için Halife Ali Nutki Baba eli ile yeniden babalık icazeti alıyor.
O günün İstanbul’unda Bektaşi dergahlarının bir kısmı tarafında, çeşitli istenmeyen tatsız muamelelere maruz kalmıştır. Her ağacın kurdu kendi içindedir derler.
Edip Harabi’ye bu muameleyi reva görenler dışardan itibar bulmazlar. Harabi; dönemin oldukça tanınmış ve aydın sanat çevresi ile çok iyi ilişkileri vardır ve Harabi’ye büyük itibar verilir. O dönemin tanınmış melamilerinden ve maarif hocalarından  İhsan Mahvi Bey ve yine bektaşi çevrelerinden Kesriyeli Sıtkı Bey, mevlevi şeyhlerinden Lâ–Mekani gibi değerli şahsiyetlerle çok iyi dostluklar kurmuştur. Çağının tanınmış gazeteci ve şairlerinden olan Ahmet Rıfkı ile  Feylesof Rıza Tevfik gibi şahsiyetler kendisinden alevi-bektaşi intisabı görmüşlerdir. Bunlardan Rıza Tevfik Harabi`ye olan muhabbet ve hayranlığını her vesile ile dile getiriyor. Kendisinin yazdığı ünlü eseri “Serab-ı Ömrüm” kitabının içindeki bir şiirini Harabi`ye ithaf ediyor. Son dörtlüğü şöyle bitiyor.
Hü Dost
Hanıgâh edindim bezm-i üşşaki
Harabi Baba`ya oldum mülâki
Sözleri kevsermiş kendisi saki
Ben şimdi cennet-i alâ`ya girdim.
Anadolu kızılbaş alevileri şehir ve kasabalardaki bektaşi dergahlarının tersine, hiç bir zaman Harabi’yi unutmadılar. Onun düşüncelerini benimsediler, söylevlerini deyişlerini dillerinden eksik etmediler. Bütün alevi törenlerinde, cem ayinlerinde zakirler sazlar eşliğinde Harabi’nin deyişlerini büyük bir coşkuyla okudular ve aleviler  huşu içinde bugüne kadar zevkle dinledi ve dinliyorlar.
Anadolu kızılbaş alevileri katı şeriat ulamasının haksız ve yersiz fetva ve fermanlarından  çok cefalar çekmişler kahırlı yüz yıllar geçirmişler.
Şeriatın kuran ve kitap yorumu , hac ve kabe anlatımları, zemzem suyunun kutsallığı ve abartılı ulu orta söylenen hadislere  karşılık; 
Harabi’nin deyişleri derde derman yaraya merhem gibi gelmiştir. Kendini bilmez sofulara karşı aleviler bu nefesleri  kalkan gibi kulanmışlardır.
Ey Mümünler beni ziyaret edin               Harabî veş içseydiniz bu tastan
Yüzüm cemalullâh sıfat bendedir            Halâs olurdunuz şerr-i vesvâstan
Dört kitabım yahu kıraat edin                  Dileğiniz nedir Hızır İlyas`tan
Kur`an, Zebûr, Tevrât, İncil bendedir     Zemzem, kevser, âb-ı hayat bendedir
Alevi Bektaşi Kültür ve Edebiyatı üzerine yapılan bütün çalışmalarda Harabi’den mutlaka bir nefese yer verilmiştir. Akıcı bir dil ile yazdığı nefeslerinde aruz ve hece kalıplarını özgürce kullanmıştır.
Son derece akıcı ve anlaşılır bir ifadeyle kaleme aldığı nefesleri ile çok karmaşık olan tasavvuf kavramlarına  yeni açılımlar getirmiştir.
Alevi kızılbaşlar onda Pir Sultan ruhu görmüşler. Harabi nefesleriyle korku çemberini daha o dönem kırmıştır. Bir nefesinde Kızılbaş olduğunu şöyle haykırır.
Ne çare zâhidâ kızılbâş olduk
Dâima bade-i gülfem süzeriz
Biz mahz-ı mahbub-u sâkiyi bulduk
Anın için işte böyle sarhoş gezeriz
Harabi`nin  bütün nefeslerinin taçlaması olarak bilinen ve her dem söylenip okunan 28 kıtalık VAHDETNAME’dir. Her alevi kızılbaş piri  bütün cem törenlerinde talipleri ile muhabbet ederken bu nefesten mutlaka örnek verirler. Alevi Pirleri buyurur ki eğer VAHDETNAME`yi okuyup anlıyorsan dört kitabı okumana gerek yok. Çünkü dört kitap onda zikir ediliyor. 
Sözlerimiz bizim pek muhakkaktır
Doğan, ölen, yapan, bozan hep haktır
Her nereye baksak hakkı mutlaktır
Ahvali vahdeti beyan eyledik
Harabi en yüce varlık olarak İnsan tanrının ( Hak`kın) özünden fışkırmış bir nur olduğu için, kutsaldır diyor. İnsan kişiliğinın her türlü kötülüklerden ve çirkinliklerden korunması gerektiğini vurguluyor. Yaşadığı İstanbul’da, onu çekemiyenler arkasında ona diyorlarmış ki; Hele şuna bakın gezdiği kişiler düşüp kalktığı meyhaneler diye küçümsüyorlarmış. Bu sözler kulağına gelince, bunu söyliyen yobazlara ve fetvabazlara karşı nefeslerini bir top güllesi gibi kulanmıştır.      
Meyhanede kandil gecesi bir iki çaktım
Gönlümdeki minarede kandilleri yaktım
Herkes koşarak taat için camie gitti
Ben bir fıçıya yaslanarak zevkime baktım
Severken, içki içerken, eğlenirken,  çalışırken, yürürken, kimselerin gönlünü kırmadan gösterişten uzak, iki yüzlülüğe sapmadan, içtenlikle coşkuyla, şiirle, şarkıyla, türküyle, duayla ibabetini yerine getirenlere aşkı niyazlarımız vardır.


2 / 11 / 2007
Hasan  Kılavuz

05.01.2008 13:05 zaman: 7 Jahre

“Bunda kibir ile kin olmaz,

Hem sen olup hem ben olmaz,

Adem öldürsen kan olmaz,

Nefes öldürsen kan olur”


Hatayi